top of page

Googlelayan Nesilden Promptlayan Nesile

  • Autorenbild: Cihan Saygın
    Cihan Saygın
  • 11. Juni
  • 3 Min. Lesezeit

✍️ Haziran ayı yazısı: “Googlelayan Nesilden Promptlayan Nesile”


Teknoloji, insanlık tarihinin her döneminde öğrenme biçimlerimizi dönüştürdü. Matbaanın icadı okuma kültürünü, televizyon görsel öğrenmeyi, internet ise bilgiye erişimi değiştirdi. Şimdi yeni bir dönüşümün tam ortasındayız: yapay zekâ çağı.


Bu dönüşüm yalnızca teknolojik değil; aynı zamanda pedagojik ve toplumsal bir dönüşüm. Çünkü bugün sınıflarda gördüğümüz tablo, sadece yapay zekânın değil, yıllardır hayatımızı şekillendiren sosyal medyanın da bir sonucu.

Ders odalarında son yıl şahit olduğumuz ve birçok öğretmenin sıkça dile getirdiği bir durum var: Öğrenciler, 45 dakikalık bir ders boyunca dikkatlerini sürdürmekte zorlanıyor. Uzun metinleri okumaya isteksiz davranıyor; okuduklarını anlamlandırmakta ve başkalarına aktarmakta güçlük çekiyorlar. Yazma becerilerinde gerileme gözleniyor. Derin düşünme yerine hızlı tüketim kültürü öne çıkıyor.


Bunun nedenlerinden biri, dijital dünyanın insan beynini sürekli kısa süreli uyaranlara alıştırmasıdır. Sosyal medya platformları; birkaç saniyelik videolar, durmadan akan içerikler ve anlık bildirimlerle dikkatimizi parçalı hâle getiriyor. Sonuç olarak gençler, bilgiye ulaşmada hiç olmadığı kadar başarılıyken o bilgiyi işleme ve derinleştirme konusunda zorlanabiliyorlar.


Tam bu noktada yapay zekâ devreye giriyor.

Ne yazık ki birçok öğrenci, yapay zekâyı hâlâ bir “cevap makinesi” ya da gelişmiş bir arama motoru gibi kullanıyor: Bir ödev sorusunu yazıyor, cevabı alıyor ve süreci tamamlanmış sayıyor.

Oysa yapay zekânın asıl gücü burada değil.


Yapay zekâ, doğru kullanıldığında bir düşünme ortağı, bir koç ve bir tartışma arkadaşı olabilir. Sokratik yöntemle çalışan bir yapay zekâ; öğrenciye doğrudan cevap vermek yerine sorular sorabilir, varsayımlarını sorgulatabilir, farklı bakış açıları sunabilir ve düşünme sürecini derinleştirebilir.


Sorun şu ki, öğrencilerin önemli bir kısmı henüz bu kullanım biçimini bilmiyor.

Dahası, yapay zekânın ürettiği her bilgi doğru değildir. Yapay zekâ sistemleri, geçmiş ve güncel verileri harmanlayarak sonuç üretir. Bu nedenle ortaya çıkan bilgi her zaman güncel, eksiksiz ya da hatasız olmayabilir. Kullanıcının aldığı bilgiyi sorgulaması, farklı kaynaklarla karşılaştırması ve doğrulaması gerekir.

İşte bu yüzden geleceğin en önemli becerilerinden biri “AI literacy”, yani yapay zekâ okuryazarlığı olacaktır.


Yapay zekâ okuryazarlığı (Ng et al. 2021) şunları kapsar:

  • Yapay zekânın nasıl çalıştığını anlamak,

  • Güçlü ve zayıf yönlerini bilmek,

  • Eğitimde doğru ve amaçlı kullanabilmek,

  • Üretilen bilgileri eleştirel biçimde değerlendirebilmek,

  • Etik boyutlarını sorgulayabilmek.


Bu yetkin liklere yalnızca öğretmenlerin değil, öğrencilerin de sahip olması gerekiyor. Çünkü öğrenme ve öğretme süreçleri büyük bir değişimin eşiğinde (Gerholz & Passlack 2025).


Son aylarda okulumuzda, mevcut müfredatı yeni öğretim imkânlarıyla öğrencilere aktarabilmek için çalışmalar yürütüyoruz. Hedefimizden şaşmadan, demokratik bir ülkede kendini ifade edebilen ve yaptıklarının sorumluluğunu alabilen genç nesiller yetiştirmeye devam ediyoruz.


Bugünün Alfa ve Z kuşakları, bilgiyi önceki nesiller gibi doğrusal biçimde öğrenmiyor. Aynı anda birden fazla kaynağı kullanıyor, bilgiyi farklı platformlardan topluyor, kısa ve yoğun öğrenme bloklarını tercih ediyor. Uzun anlatımlar yerine görsel, etkileşimli ve katılımcı öğrenme ortamlarına yöneliyorlar (Gerholz et al. 2022, Müssig 2020, Giurgiu 2017).


Bu durumun iyi ya da kötü olduğunu söylemekten ziyade mevcut gerçekliği doğru anlamak gerekiyor. Dünün öğrencilerini temel alan bir eğitim sistemiyle yarının dünyasına hazırlanmak mümkün değil.

Önümüzdeki zamanda eğitimin temel sorusu şu olacak:


“Yapay zekâ ne yapabilir?” değil,


“Öğrenci, yapay zekâ ile birlikte hangi becerileri geliştirmelidir?”

Çünkü gelecekte başarı; bilgiyi ezberleyenlerin değil, doğru sorular sorabilenlerin, eleştirel düşünebilenlerin, yaratıcı çözümler üretebilenlerin ve yapay zekâyı bilinçli biçimde kullanabilenlerin olacaktır.

Googlelayan nesilden promptlayan nesile geçiyoruz.


Fakat unutmamamız gereken bir gerçek var: Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, düşünmenin, sorgulamanın, okumanın ve insan olmanın yerini hiçbir yapay zekâ alamaz.

Sözlerimi Yunus Emre’nin dizelerinden aldığım ilhamla bitirmek istiyorum:


“İlim, ilim bilmektir;


İlim, kendin bilmektir.


Sen kendini bilmezsin,


Ya nice okumaktır?”

Yapay zekâ çağında çocuklarımıza yalnızca teknoloji kullanmayı değil; düşünmeyi, sorgulamayı ve anlam aramayı da öğretmek zorundayız. Çünkü bilgiye makinelerin ulaşabiliyor olması değil. Asıl mesele, o bilginin içinden hikmeti bulabilmek ve kendini anlamaktır. 


Yunus Emre’nin yüzyıllar önce söylediği gibi: “İlim, kendin bilmektir.” Geleceğin eğitimi de belki tam burada başlayacaktır. İnsanlığımızı geliştirmezsek dünya makinelerin elinde kalır.


Cihan Saygın

Bilimsel Öğretmen




Okumak için:




Eski yazıları okumak için 👉 www.cihansaygin.com




Cihan Saygın

E-Mail-Adresse: cihansaygin2@gmail.com

Telefon:

+49 (176) 840 78 191

Bildirimler almak için

Teşekkürler

© 2022-23 Cihan Saygın | Almanya | Datenschutz | Gizlilik Politikası

© Copyright
bottom of page