top of page

Dağda Terk Edilen ve Evde Yok Edilen Kadınlar (Alpine Divorce ve Medusa Project)

Autorenbild: Cihan Saygın
Cihan Saygın
10. Okt.
3 Min. Lesezeit

“Alpine Divorce” (ya da “alpin boşanma”) kavramının kökeni 1893 yılına uzanır. O dönemde İngiliz-Kanadalı yazar Robert Barr, aynı isimli bir kısa öykü yayımlamış; öyküde bir koca, karısını Alpler’de yaptıkları bir dağ turunda ortadan kaldırmayı planlayarak ölüme itmiştir.


2026 baharında ise bu ifade, Avusturya’daki Großglockner’de görülen trajik bir olayın yargıya taşınmasının ardından sosyal medyada dünya çapında tanınırlık kazandı: Bir erkek, 2025 yılında planladığı bir dağ turunda, tükenmiş durumdaki partnerini yaklaşık 3.800 metre yükseklikte, zirveye çok yakın bir noktada yardım çağırma bahanesiyle yalnız bırakıyor. Kadın bunun sonucunda donarak hayatını kaybediyor.


Bu olayın tetiklediği süreçle birlikte pek çok kadın sosyal medyada #alpinedivorce etiketiyle deneyimlerini paylaşmaya başladı. Bunun tekil bir vaka olmadığı, bir fenomene dönüştüğü görülüyor. Çok sayıda kadın, dağ yürüyüşü veya tırmanış turlarında, eşlik eden partnerleri tarafından zorlandıkları esnada yalnız bırakıldıklarını; bunun sonucu olarak korku, panik atak ve ağlama krizleri yaşadıklarını anlatıyor. Sonuçta bu kadınların pek çoğu, bu deneyimden sonra eşlerinden ayrılıyor.

Bu olaya tepki olarak yalnızca kadınlara özel dağ turları öneriliyor; adeta “haremlik selamlık” bir ayrışma gibi görülebilecek bu turlarda kadınlara hemcinsleriyle güvenli ve korunaklı bir rota imkânı sunuluyor.


“Medusa Projesi”, başta Europol, Almanya Federal Kriminal Dairesi (BKA) ve İngiliz makamları olmak üzere çeşitli kurumlar tarafından desteklenip koordine edilen uluslararası bir operasyon. Proje, uyuşturucu etkisi altında gerçekleştirilen cinsel saldırılarla (drug-facilitated sexual assault, DFSA) mücadele etmek amacıyla oluşturuldu.

Özellikle erkeklerin kendi partnerlerini uyuşturup cinsel istismara uğrattığı, bu eylemleri kayda alıp paylaştığı uluslararası çevrimiçi ağların ortaya çıkarılması hedeflendi. Bu ay en az 150 kadın, istismarcı partnerlerinin elinden kurtarıldı. Mağdurların bir kısmı, yaşadıklarının farkında olmayıp polislerin gösterdiği videolarla gerçeği öğrendi. Bu eylemler, Fransa’daki Gisèle Pelicot vakasıyla paralellik gösteriyor ve meselenin tekil bir olay olmadığını hatırlatıyor. Kadınlar yalnızca eş ve partnerleri tarafından istismar edilmiyor; bazı erkekler bayıltılmış eşlerini başka erkeklere de “sunuyor”.


Europol’ün Medusa Projesi Nisan 2026’da hayata geçirildi. Amaç; mağdurları korumak, polis teşkilatlarını eğitmek, delillerin doğru toplanmasını sağlamak ve failleri sınır ötesinde dahi adalet önüne çıkarmaktır. Bu girişim, modern dünyanın şu gerçeği benimsediğini gösteriyor: Bir insanın bedenine ve iradesine yöneltilen saldırı, yalnızca bireysel bir suç değil, toplumun vicdanına karşı işlenmiş bir suçtur.

İşte bu yüzden, ister “Alpine Divorce” başlığı altında gündeme gelen terk ediliş hikâyeleri olsun, ister Europol’ün mücadele ettiği cinsel saldırılar olsun, mesele aynı vicdan sorusuna dayanır: Bir insan, Allah’ın emaneti olarak mı görülüyor; yoksa kullanılacak bir nesne olarak mı?



Kadınlar size Allah’ın emanetidir.


İslam’ın bu konudaki yaklaşımı ise bundan on dört asır önce aynı ilkeye dayanıyordu.


Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:


“Aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun ayetlerindendir.” (Rûm, 30/21)


Ve başka bir ayette:


“Onlarla iyi geçinin.” (Nisâ, 4/19)


Hz. Peygamber (s.a.v.) ise Veda Hutbesi’nde şöyle seslenmiştir:


“Kadınlar hakkında Allah’tan korkun. Çünkü onları Allah’ın emaneti olarak aldınız.” (Müslim, Hac, 147)

Ne kadar büyük bir cümle…


Emanet…

Buradaki “emanet” kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılır:


Emanet, sahip olmak değildir.


Emanet, hükmetmek değildir.


Emanet, güç göstermek hiç değildir.

Onu aşağılamak, şiddet uygulamak, korkutmak, istismar etmek ya da artık yük olarak görüp dağ başında, ormanda veya hayatın herhangi bir noktasında terk etmek; emanet bilincinin tam zıddıdır.



Dağ son perdeyi mi açıyor?


Şehirde saklanabilirsiniz. İşinizin arkasına saklanabilirsiniz. Telefonunuza, televizyonunuza, günlük telaşınıza kaçabilirsiniz. Ama dağda kaçacak hiçbir yer yoktur. Orada insan yalnızca eşiyle değil, kendi vicdanıyla da baş başadır. Yaşanan yoğun stres, adrenalin ve ego kombinasyonu, kadının dağda terk edilmesinden çok, aslında çok daha önce evde terk edilmişliğini gün yüzüne çıkarır.


Önce sözler biter.


Sonra ilgi.


Sonra merhamet.


Sonra saygı…

Fakat mesele yalnızca “Alpine Divorce” değildir.


Daha acı bir gerçek var:


Dağda terk edilenler vardır…



Bir de evde yok edilenler.


İstatistikler, aile içi şiddetin, psikolojik baskının ve cinsel istismarın hâlâ milyonlarca kadının gerçeği olduğunu söylüyor. Nice kadın, evinin içinde görünmeyen bir yalnızlık yaşıyor. Fiziksel olarak aynı çatı altında olsa da ruhu her gün biraz daha öldürülüyor.

Gelişmeler ve mücadeleler artık şunu gösteriyor: Kadınlar için korunaklı alanlar yaratılıyor. Çünkü dünya şu gerçeği kabul ediyor: Bir insanın bedenine ve iradesine yöneltilen saldırı, yalnızca bireysel bir suç değil, insan onuruna karşı işlenmiş bir suçtur.

Oysa İslam, asırlar önce bu meselenin özünü tek kelimeyle anlatmıştı:


Emanet.

Bugün bu kelimeyi yeniden düşünmeye ihtiyacımız var.


Emanet; Allah’ın sana koruman için teslim ettiği değere zarar vermemektir.


Kadının kalbi emanettir.


Bedeni emanettir.


Haysiyeti emanettir.


Onuru emanettir.


Hayalleri emanettir.


Gözyaşı bile emanettir.

Emanete ihanet edilmez.


Dövülmez.


Aşağılanmaz.


İstismar edilmez.


Ve günü geldiğinde, kullanılmayan bir eşya gibi ne dağ başında ne de hayatın herhangi bir köşesinde terk edilmez. Çünkü insan eşya değildir; bir gün lazım olunca kullanılan, ertesi gün kenara bırakılan bir araç hiç değildir.

Belki de bugün yeniden öğrenmemiz gereken şey budur:


Bir nikâh, yalnızca iki insanın aynı evi paylaşması değildir; iki insanın birbirinin güveni olacağına dair verdiği sözdür. Dağlar ve problemler evlilikleri bitirmez; merhametin bittiği yerde evlilik zaten çoktan bitmiştir.

Ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sözlerini unutmayalım:


“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.” (Tirmizî, Menâkıb, 63)

Bir insanın karakteri, eşine nasıl davrandığında ortaya çıkar, hele de zor zamanlarda.


Zirveler, insanın ne kadar yükseldiğini değil; vicdanının ne kadar derin olduğunu gösterir.


Sevgi ve saygılarımla,


Cihan Saygın

Bilimsel Öğretmen

20.07.2026



Cihan Saygın

​

E-Mail-Adresse: cihansaygin2@gmail.com

Telefon:

+49 (176) 840 78 191

Bildirimler almak için

Teşekkürler

© 2022-23 Cihan Saygın | Almanya | Datenschutz | Gizlilik Politikası

© Copyright
bottom of page